Havza Haber Ajansı muhabirinin aktardığına göre Hüccetü’l‑İslâm vel‑Müslimîn Abidini, Kum’da Hazreti Mehdi (a.f.) Yardımcıları Kompleksi’nde, Meş’ar İman Topluluğu’nun organizasyonuyla düzenlenen 20. Risalet Toplantısı’nda direniş cephesindeki son gelişmelere değinerek şöyle dedi: “Zuhur ne kadar yaklaşırsa, Kur’an’ın hakikati ve ilahi sünnetler olayların içinde o kadar açık hale gelir ve insan, ilahi ayetlerin örneklerini zamanın olaylarında daha iyi görebilir.”
Hüccetü’l‑İslâm vel‑Müslimîn Abidini, olayların Kur’an ile yorumlanmasının gerekliliğini vurgulayarak şunları ekledi: “Müminler dünya olaylarını Kur’an’a arz etmeli ve Kur’an’ı toplumsal, siyasi ve medeniyetle ilgili analizlerin merkezine koymalıdırlar. Önce kişisel düşünce ve analizlere dayanarak bir sonuca ulaşıp daha sonra o sonuca Kur’an’dan delil bulmaya çalışmamalıdırlar.”
Kur’an: Canlı ve Bütün Olaylara Şahit Bir Kitap
Kum İlim Havzası hocası, Kur’an’ın sadece ahlaki ya da tarihi bir kitap olmadığını belirterek şöyle dedi: “Kur’an, Hayy ve Kayyum olan Allah tarafından indirilmiştir ve bütün ilahi isim ve sıfatlar onda tecelli etmiştir. Eğer toplum Kur’an’ın ‘hayy’, yani diri ve canlı olduğuna inanırsa, insanın Kur’an’la ilişkisi de törensel bir ilişkiden gerçek ve canlı bir ilişkiye dönüşür.”
Hüccetü’l‑İslâm vel‑Müslimîn Abidini şöyle devam etti: “Bugünkü sorunumuz şudur ki Kur’an’ı iyi bir kitap olarak görüyoruz; ancak hâlâ onu gerçek anlamda Allah’ın yaşayan kelamı olarak kabul etmiş değiliz. Eğer insan olayları ilahi sünnetlerle analiz ederse kesinlik ve huzura ulaşır. Nasıl ki deneysel bilimlerde doğa yasalarını tanımak insana müdahale ve öngörü gücü veriyorsa, burada da durum aynıdır.”
Hüccetü’l‑İslâm vel‑Müslimîn Abidini, ‘Şükrederseniz artırırım’ ve ‘Eğer Allah’a yardım ederseniz Allah da size yardım eder’ ayetlerine işaret ederek şöyle dedi: “Bu ayetler yalnızca ahlaki tavsiyeler değildir; aksine kesin ve değişmez ilahi kurallardır. Hangi toplum bu sünnetlere göre hareket ederse, sonuçlarını mutlaka görecektir.”
İlahi Anlatı, Dünyevi ve Şeytani Anlatının Karşısında
Hüccetü’l‑İslâm vel‑Müslimîn Abidini, ilahi anlatı kavramını açıklayarak şöyle dedi: “Dünyadaki her olayın üç tür anlatısı vardır: Dünyevi anlatı, şeytani anlatı ve ilahi anlatı. Dünyevi anlatı, görünen zahiri olaylardır; ancak ilahi anlatı, olayların perde arkasında akan hakikati gösterir.”
İlim Havzası hocası sözlerine şöyle devam etti: “Aşura’da dünyevi anlatı, İmam Hüseyin’in (a.s.) şehit edilmesi ve Ehl-i Beyt’in esir alınmasıydı; ancak ilahi anlatı hak cephesinin büyük tarihî zaferi ve Emevilerin çöküş sürecinin başlamasıydı. Uhud Savaşı’nda da Kur’an, Müslümanların zahiri yenilgisini medeniyetçi ve tarihsel bir bakışla analiz etmiş ve onun içinden ilahi sünnetleri ortaya çıkarmıştır.”
Ardından şu vurguyu yaptı: “Bugün de bölgedeki gelişmeleri ve İslam Cumhuriyeti’nin Amerika ile Siyonist rejim karşısındaki mücadelesini yalnızca sınırlı ve geçici olaylar olarak değerlendirmemek gerekir; aksine düşmanın küresel ölçekte çöküş sürecini görmek gerekir.”
Son Gelişmeler, Amerika ve Siyonist Rejimin Güç Kaybının İşaretidir
Hüccetü’l‑İslâm vel‑Müslimîn Abidini, son yıllardaki askerî ve güvenlik gelişmelerine değinerek şöyle dedi: “İslam Cumhuriyeti son yıllarda büyük zaferler elde etmiştir. Eğer bu başarıların her biri başka bir dönemde gerçekleşmiş olsaydı yıllarca millî gurur ve onur kaynağı olurdu.”
Hüccetü’l‑İslâm vel‑Müslimîn Abidini şöyle devam etti: “Amerika’ya ait son derece gelişmiş insansız hava araçlarının düşürülmesi, tersine mühendislik yoluyla yeni teknolojilere ulaşılması, düşmanın karmaşık sistemlerinin başarısızlığa uğraması ve Amerikan savaş gemilerinin bölgeden geri çekilmesi; bunların hepsi küresel istikbarın heybetinin kırıldığının göstergeleridir.”
Kum İlim Havzası hocası şu ifadeleri kullandı: “Düşman, sahip olduğu en gelişmiş askerî teknolojilerle sahaya çıktı; ancak hedeflerine ulaşamadı. Bunlar halka bir ‘fetih anlatısı’ olarak aktarılmalıdır; yalnızca zayıflıklar ve sorunlar görülmemelidir.”
İslam İnkılabı’nın Rehberinin Şehadeti ve Halkın Velâyet ile Niyabet Anlayışının Güçlenmesi
Hüccetü’l‑İslâm vel‑Müslimîn Abidini, İslam İnkılabı’nın şehit rehberinin şehadetine değinerek şöyle dedi: “Bu olay halkın velâyet, biat ve niyabet kavramlarını daha somut ve pratik biçimde anlamasını sağladı. Nasıl ki insanlar Aşura olayında ‘Allah’ın intikamı alınacak kanı’ anlamındaki ‘Sârullah’ hakikatini idrak ettilerse, bugün de velâyet ve fakihin velâyetiyle bağ kurma konusunda daha hissedilir bir bilinç kazanmışlardır.”
Hüccetü’l‑İslâm vel‑Müslimîn Abidini şöyle devam etti: “Gaybet dönemindeki niyabet, halkın İmam Mehdi’nin (a.f.) velâyet hakikatiyle bağlantı kurmasının yoludur ve son olaylar bu bağı toplum için daha hissedilir hâle getirmiştir.”
Halkın Dirilişi, Peygamberlerin Asıl Görevi
Hüccetü’l‑İslâm vel‑Müslimîn Abidini, “İnsanlar adaleti ayakta tutsunlar diye” ayetine işaret ederek şöyle dedi: “Peygamberlerin hedefi yalnızca adaleti kurmak değildi; asıl amaç, kendileri adalet için ayağa kalkan insanlar yetiştirmekti.”
Kum İlim Havzası hocası şunları ekledi: “İslam’ın eğitim anlayışı, halkın dirilişi ve bilinçlenmesi üzerine kuruludur. Kültürel ve dinî faaliyet yürütenler, halkı suçlamak yerine önce kendi performanslarını düzeltmelidir.”
Düşmana Karşı Ortak Öfke, Milletlerin Birliğini Hızlandıran Unsurdur
Hüccetü’l‑İslâm vel‑Müslimîn Abidini, bölgedeki son gelişmelere değinerek şöyle dedi: “Toplumlarda birlik oluşturmanın en önemli unsurlarından biri, düşmana karşı ortak öfkedir.”
Ardından şöyle devam etti: “Nasıl ki sevgi, birliği sağlamlaştırıyorsa, ortak öfke de birliğin oluşma hızını artırır. Bu yüzden Aşura Ziyareti’nde lanet ve düşmanlardan beri olduğunu ilan etmenin özel bir yeri vardır.”
Kum İlim Havzası hocası şu değerlendirmede bulundu: “Bugün dünya çapında Siyonist rejime karşı oluşan nefret, milletlerin yakınlaşması için büyük bir potansiyel oluşturmuştur ve bu medeniyet fırsatı kaçırılmamalıdır.”
Direniş Cephesinin Manifestosu: Aşura Ziyareti
Hüccetü’l‑İslâm vel‑Müslimîn Abidini, Aşura Ziyareti’ni direniş cephesinin manifestosu olarak nitelendirerek şöyle dedi: “Bu ziyarette Ehl-i Beyt’in karşısında duran dört akım tanıtılmaktadır: Zulüm kültürünü üreten akımlar, batıl düzenin yapısını kuranlar, suçları doğrudan işleyenler ve düşmanın güç kazanmasına zemin hazırlayan akımlar.”
Hüccetü’l‑İslâm vel‑Müslimîn Abidini konuşmasının sonunda şu ifadeleri kullandı: “Eğer hak cephesi düşman karşısında zafer kazanmak istiyorsa, bütün bu alanlarda örgütlenmeye, anlatıya, yapıya ve toplumsal güce sahip olmalıdır.”
yorumunuz